Biz de bir canız…

Arkadaşlar herkes gibi ben de bir canım. Kimseye ne bir üstünlük taslayabilirim ne de kimseden eksik kalır bir yanım ve yönüm olduğu var.

Kampçı dostlarım olsun, dostlarımla kamp yapayım istedim ve bu yüzden de kampçı dostlarım olarak gördüğüm kimselerin dostları oldum.

Yine kampçı dostlarım arasından devam ettirdiğim dostluklarım da var. Bazı kampçıdostlarımla dostluğum ilerledi ve daha da yakın dost oldum.

Şimdilerde daha çok yalnız başıma kampçılık yapıyorum karavanım PİRİKAMP’la…

Yine de dostluk ve dostlar gibisi yok…

Yücel GÜNDÜZ Karavancılığı, onurlu şerefli güzel bir karavancılıktır. Bu güzel dostlarla yapılır.

Motokaravan ayrımcılığı üzerine…

Merhaba arkadaşlar.

Bir kampçı olarak beni rahatsız eden bir şeyden bahsetmek istiyorum. Adlarını falanca Motokaravan grubu felan gibi kampçılık yapılan aracın orjinine yönelik bir ayrımcılık örneği ile seçmiş gruplar var.

Ben kendim bu işe çok küçük yaşlarımda Bursa’daki Hasanağa Gençlik Kampında devletin sunduğu olanaklarla başladım. Sonrasında ehliyetimi aldıktan sonra üniversite yıllarımda arkadaşlarımla otomobilim ve çadırımla ilk defa kamp yapmaya başladım. 2001 yılında. O tarihten itibaren her yıl mutlaka kampa gider ve kampımı yaparım.

Yıllarca bu işi sadece otomobilim ve çadırımla yaptıktan sonra ben de kendime bir çekme karavan yaparak nihayet 2010 yılında ilk karavanımı edindim. Bu karavanı gururla söylüyorum her şeyini kendim yaptığım Çelebi adında bir hayaldi. Yani dokuz yıl boyunca en az Otomobil ve Çadır kampçılığı yaptım. Sonraki yıllarda da yine canım istedikçe yaptım ve bugünlere kadar geldim.

Çevremdeki dostlarıma baktığımda onların da senelerce değişik araçlarla kampçılık yapmış deneyimli kampçılar olduklarını görüyorum.

Bu motokaravan ayrımcılığı noktasında eklemek istediğim başka bilgiler de var. Bunlardan en önemlisi ise istatistiki bilgisi elimizde olmamasına rağmen en çok kullanılan kamp aracının açık ara farkla otomobil olmasıdır. Pekçok insan kampçılığa otomobil ile başlar ve geliştirir. Diğer bir nokta ise evet bizim çadırla kamp yıllarımız geride kaldı ama her zaman hala kenarda köşede bir çadırımız vardır. Bu açıdan ben MOTOKARAVAN diye bir sınıflandırma yapılmasını çok yanlış bir tavır olarak görüyorum.

Birçok insan ancak senelerce çalışıp uğraşıp yine bir motokaravan edinemez veya çok zor edinir. Şartlar böyleyken kampçılar arasında neden böyle bir ayrımcılığa gidilmektedir?

Ye Kürküm Ye düzeni doğru bir düzen değildir. Ve her zaman için bir kampçı çadırcılık yapacağı yeni deneyimler de yaşayabilir.

Çekme karavanlar da sonuçta kamp yerlerinde kamp yapmak için özelleşmiş araçlardır. Ve karavanın aslı da aslında bir çekme karavandır. Motokaravanlar tamamen sonradan yapılmış bir buluştur arkadaşlar.

Motokaravancılar diye gurup kurulup hem Çekme Karavancıları hem de Çadır Kampçılarını ayırmak, Onları ötekileştirmek son derece anlamsız bir tutumdur.

İnsanlar bu tutumu yapabilir ve ben yaptım oldu diyebilirler ancak deneyimli kampçılar olarak motokaravanımız olsa da, olmasa da bizim teveccühümüz yıllarca kampçılık yapmış ve İNSAN AYIRMAYAN insanların olduğu Türkiye Kamp ve Karavan Derneği veya Yine UKKF’ye bağlı Ankara Kamp ve Karavan Derneği gibi dernekler olacaktır.

E-Scooter’im ve yeni bir gezi aracım…

Kendime yeni bir oyuncak satın aldım. Bu araç yakın çevrede geziler yapmak için çok iyi.

Benim Escooterim Onvo Ov-12 Plus. 1600w lık epiy güçlü bir model. Benim ağırlığımı taşıyabiliyor. Bu çok iyi.

E Scooterimi bir gün şarj edip ardından günlerce şarj etmeden kullanabiliyorum. Bu da çok iyi.

E scooterimi çok uzak yerlere sürmüyorum. Genelde evimin olduğu mahallede gezintiler yapıyorum onunla. Bu da bana yetiyor.

Alet kocaman bir karton kutuda geliyor ve epiy ağır. Bu da kötü tarafı.

Ben onu eve taşımıyorum. Şarj edeceğim zaman pencereden uzattığım bir uzatma kablosuyla bu işi halletmenin yolunu buldum. Çok şükür ki evim de zemin katta. Şimdilik bir sorun yaşamadık.

Aletin çok şık görünen bir de aydınlatma sistemi var üzerinde. Bu da bence bir artısı.

Dostluk üzerine…

Kampçılık açısından aktif bir hayat yaşadım ve hayatımın çoğunluğu kamplarda rastladığım güzel dostlar arasında geçti.

İnsanlar iftira ve dedikodu gibi şeyler yaparlarsa dostluklar bozulur. Ama herkes kendi kampçılığıyla uğraşırsa, Yani herkes kendi işine gücüne bakarsa o zaman dostluklar da uzun ömürlü olur.

Biz birine dostumuz dediğimiz zaman bu dostluk pazara kadar değil mezara kadardır. Bu yüzden dostlarımızı iyi seçmeye çalışıyoruz.

Ama zaman zaman anlamsız şeylerle bizi de üzen insanlar oluyor. Bu yüzden biz de dostlarımızı daha da az tutmaya çalışıyoruz. Ne kadar candan insanlar olursa dostluk o kadar güzel olur.

İçten pazarlıklı, yalan konuşan alçak insanlardan kimseye dost olmaz. Böyleleriyle karşılaşırsanız bırakın gitsinler. Sizden uzak olmaları sizin için belki de daha hayırlıdır.

Yine de kampçılık güzel dostlarla güzeldir. Ve güzel bir dostluk için kötüleri de görüp bir kenarı ayırmaya bence her zaman için değer.

Senden ayrılalı gülmedim dostum, Diyebileceğiniz dostlar edinmeniz dileğiyle…

Bir Gülün Günlüğü

Bir Gülün Günlüğü…

Ben kırmızı gonca bir gülüm. Bu sabah güneşin ışıkları erkenden vurdu üzerime. Mis gibi kokumu çevreme saçtım. Arılara böceklere açtım koynumu. Dikenlerim de var benim. Beni düşmanlarımdan koruyan harika dikenler. İnsanlar beni severler. Gül yüzün solmasın derler mesela… Bugün bir şişko balarısı geldi tozlarımı almaya. Aceleci bir hali vardı. Ona en güzel şekilde bağrımı açtım. Sonra beni kopardılar. Birkaç güne soldum artık solmuş bir gül oldum.

Bir Eski Arabanın Günlüğü

Bir Eski Arabanın Günlüğü.

Ben bir eski arabayım. Sahibim bana özenle bakar. Bakımlarımı yaptırır. İçimi dışımı tertemiz tutar. Artık eskidim yeniler gibi alımlı değilim. Ama benim de sevenlerim var. Kimleri kimleri nerelere taşıdım, Götürdüm getirdim. Bir gün olsun şikayet etmedim. Hararet bile yapmadım. Zamanla bazı yerlerimde pas oluştu. Sahibim beni öyle de olsa kullanmaya devam ediyor. Ben bir eski arabayım. Kimleri kimleri taşıdım. Bir gün olsun yakınmadan…

Bir Gözün Günlüğünden

Bir Gözün Günlüğü

Bugün sabah erkenden açıldım. Sahibim beni lavaboda güzlece yıkadı. Çapaklarımdan arındım. Ben Dünya’yı gösteririm ona. Çevrede neler olduğunu, Güzel bir dizi filmi bazen haberleri izleriz beraberce. Kulakla beraber çalışıyoruz ben görüyorum, Kulak da duyuyor biz bir takımız. Ben mavi renkli bir gözüm sahibim için çok şey ifade ettiğimi düşünüyorum ben olmasam Dünya’yı göremezdi. Çok önemli bir görevim var. Görevimi canla başla yapmak için uğraşıyorum. Ben bir gözüm. İnsanlar bana önem verir. Gözüm gibi bakmak, gözüm gibi sevmek derler mesela. Ben Dünya’da ne oluyorsa sahibime gösteriyorum. Ben bir gözüm.

Bir Kitabın Günlüğünden…

Bir Kitabın Günlüğü

Tozlu bir kütüphane rafında duruyordum bu sabah. O beni çekti aldı. Sayfalarımı karıştırdı. Artık okunuyordum. Sayfalarımı birer birer birbiri ardına çeviriyordu. 13 Yaşında bir kız. Adı Ayşeymiş bana o söyledi. Başka şeyler de söyledi bana. En çok roman severmiş. Ona bilgilerimi büyük bir içtenlikle sundum. Sonra bir kenara koydu beni. Kendine kahve yaptı sonra okumaya, okumaya devam etti. Sayfalarımın arasına portakal renkli bir ayraç koydu. Bana değer verildiğini hissediyorum. Ben bir kitabım. İçimde serüvenler barındırıyorum. Beni okuyanları eğlendiriyorum. Hala buna devam ediyorum.

Bir Traktörün Günlüğünden

Bir Traktörün Günlüğünden…

Bugün erkenden marşıma basıldı. Grrr diye homurdandım yaşlı dizel motorumla. Büyük kırmızı bir traktörüm ben. Yaşlı çiftçi kullanır beni. İlk önce römorkumu taktılar tarlaya gidecektik. Tarım işçilerini götürdüm tarlaya sonra benim arkama su pompasını taktılar motorumla su bastım tarlalara. Sonra çiftçinin çocuğu kullandı beni. Onun ilk aracıyım belki de. İkindi vakti Güneş sarı sıcak ortalığı kavuruyor rüzgarda çalılar uçuşuyordu. Grrr diye çalışan güçlü dizel motorumla yaşlı çiftçiye güven veriyordum. Sonra yerime koydular beni. Dinleniyorum. İşte bir günüm böyle geçti.