Yine Yayla Mocamp’taki yerimizdeyiz…

Yine yayla mocamp’a karavan keyfi yapmaya geldik.

Burası bizim artık Anakampımız oldu. Yani Piri sürekli bu kampta duruyor. Ben haftasonları geliyorum.

Karavanda kısık ateşte, bakır cezvede demlendirilerek pişirilmiş mis gibi Türk kahvesinin kokusu her yanı sarıyor.

Yaşam alanım ve okumalıklarım. Piri’de vakit geçirmek büyük bir keyiftir.

Sabah olduğunda ormanın içinde uyanmak gibisi yok.

Evet efendim bir kampımız daha böyle geçiyor…

Reklamlar

Orhan PAMUK- Sessiz Ev

Orhan Pamuk’un Sessiz Ev isimli romanı da bir Eylül gecesinde okundu ve bitti.

Yazar her bölümde bir karakteri konuşturarak romanı işlemiş. Genel olarak hoş bir kitaptı. Adını hatırlayamadığım birisinin dediği gibi Orhan Pamuk ne yazsa okunur efendim.

Bu kitabın bazı kısımları karavanımda okundu efendim.

Stephen King-Çılgınlığın Ötesi…

Bir Stephen King okumak sürekli heyecan hissedilen bir yolculuk yapmak gibidir. Benim en favori yazarlarımdan biridir. Gençliğimde hemen hemen tüm kitaplarını okumuştum.

Kitap kocasından şiddet gören bir ev kadını olan Rosie nin zincirini kırıp evini terketmesiyle başlar. Ama deli kocası kolay kolay peşini bırakmayacaktır. Rosie’nin bir rehinci dükkanında bulduğu bir resimle ilgili mistik şeyler yaşaması hikayeyi daha da King havasına sokacaktır. Bence Çılgınlığın Ötesi güzel kurgulanmış bir roman. Stephen King yaratıcılığı bu kitapta gözler önüne serilmiş.

Bu kitabın büyük bölümü karavanım Piri’de okunmuştur.

Köyden indik şehre…

Bugün Kızılcahamam ile Gerede arasındaki, Yaklaşık 1500 metre yükseklikte olduğunu düşündüğüm, Ankara’nın en uzak köyünden bile daha uzak (Kuzey yönünde en uzak öyle ki yüz metre sonrası Bolu sınırları oluyor. Yayla’daki kampımızdan Şehr-i Ankara’ya döndük. (Ankara yaklaşık 800 metre) Bir hafta yukarda yaşayınca aşağı inince başladım terlemeye. Oysa kampımızda geceleri üşür idik. Bu kıtalararası uçanların yaşadığı jetlag gibi bize etki etti. Şöyle bir sersemledik.

Yayla her zaman güzel. Şehir oralara göre çok kalabalık. Ama gelmek zorundayız. Sonsuza kadar kampta yaşayamayız. Tabii emekli olmadıkça…

Yine de güzel yerler yaşasın Kızılcahamam yaylaları…

Kızılcahamam…

Bugün ihtiyaçlarımı karşılamak için Kızılcahamam’a iniyorum. Kızılcahamam 25000 nufuslu küçük şirin bir ilçe. Kaplıcaları var ayrıca Soğuksu Milli Parkı ilçenin yanıbaşında olduğu için epey bir günlük ziyaretçi alıyor. Bu nedenle ilçede ziyaretçilere dayalı ekonomi gelişmiş.

Şehrin içinde trafiğin büyük kısmı tek şerit ve tek yön işliyor. Her yer gibi burası da araba dolu. Soğuksunun trafiği de eklenince trafik zorlu bir hal alıyor. Ben de güç bela bir yer buluyorum Güçlü’ye (Kamyonetime)

Kentin sokakları tertemiz. Havası yürüyüşe uygun. Pekçok hediyelik eşya dükkanı var. Kendi magnet koleksiyonuma eklemek için magnet bakıyorum ama hep basmakalıp uyduruk şeyler. Dükkanlarda satılan hediyelikler kaliteli değil.

Kentin meydanı bayraklarla bezenmiş. Bir yerde dereotlu ve patatesli poğaça yedim. Su böreğini kaçırmışım. Fiyatlar makul.

Kentin içerisinde bir de yapay şelale var. Şelale dediysem öyle ahım şahım bir şey de değil. Yine de güzel.

Kentin içerisinde akmakta olan hayrat bir çeşme. Benim çocukluğumda Bursa’da köşebaşlarında böyle çeşmeler olurdu ve biz bu çeşmelerden kana kana susuzluğumuzu giderirdik. Şimdilerde parası olmayan insan herhalde kimse su vermezse sokakta susuzluktan ölür. Malesef ama Kızılcahamamda hayrat çeşme var efendim. Buradan gerekirse karavanınıza su da alabilirsiniz ama çeşmenin önünde park yeri bulursanız.


Kızılcahamam denilir de hamamından bahsedilmese olmaz. Yukarıdaki fotoğraf belediye hamamından. İlçede termal oteller de mevcut.