Karavancılık ve Alternatif turizm üzerine…

Son zamanlarda medyaya yansıyan şeklinde karavancının yaptığı faaliyetler Alternatif Turizm faaliyeti olarak sıkça anılmaktadır. Hakikaten bazı özellikleri karavancılığı kitle turizminden ayırmaktadır. Ancak kalabalık guruplar için hazırlanan destinasyonlar yerine daha yerel işletmeleri, faaliyetlerde daha çok doğayı tercih etmesiyle elbette karavancılık Alternatif turizme daha fazla yakınlık göstermektedir.

Ancak, İnsani açıdan ele alındığında Karavancı çoğunlukla iğnesine ipliğine kadar kendi düzenini yanında taşır. Yani yanında kurulu bir ev düzeni taşıyan kişidir karavancı…

Karavancının gezileri ve karavancılık macerası aylar sürebileceği gibi konaklama işletmelerinden yararlanmayı gerektirmeyebilmektedir.

Bu bağlamda düşünüldüğünde insan açısından Karavancılık bir turizm faaliyeti değil bir yaşam tarzı ve şeklidir. Ayrıca kampçılık ve karavancılık bir anlayıştır. Alternatif turizm denen her şeyin toplamından daha geniş ve derin bir kültüre dayanmaktadır.

Ben bir karavancı olarak yaşamımın sadece Alternatif turizm türü olarak değerlendirilmesini yeterli bulmuyorum. Bu yazıyı da işte bu fikri açıklamak için kaleme aldım.

Sizler de katıldığınız söyleşi ve verdiğiniz röportajlarda karavancılıktan bir Alternatif turizm türü değil bir yaşam tarzı ve felsefesi olarak bahsederseniz kendimiz hakkında insanlara daha doğru bilgiler vermiş oluruz sanıyorum.

Reklamlar

Yıllarca süren bir hayal… İsteklerle mevcut imkanların bitmek bilmez kavgasını nasıl dindirebiliriz?

36 yaşındayım. 20’li yaşlarımdan beri kamp yaptım. Belki onsan da öncesindendir karavanlara vurgunluğum.

İlk önce kendi karavanımı yaptım. Adı Çelebi idi. Onunla da çok kamplara katıldım. Sonrasında şimdiki karavanım Piri’yi aldım. İlk sezonunda Bursa-İzmir (Kuzey Ege) hattında ve Kapadokya’da karavanımı kullandım.

Sonra Karavanımla bir de Bartın’a gittim. Mümkün olduğunca karavanımı dört mevsim kullanmaya çalışıyorum.

Benim karavan dünyasıyla ilgili öğrendiğim Bu dünyada hiçbir şeyin ve özellikle de ihtiyaçların, arzulananların hiç bitmediği gerçeğidir.

O yüzden karavancılığı hayallerden kurtarıp biran önce somutlaştırmak gerekir. Çünkü lüksün ve arzulananların sonu yoktur.

İşte ben de bu şekilde geziyorum. Pek çok sefer acaba Motokaravana geçsem mi? Nasıl geçsem gibi sorulara düşüyorum ama her seferinde var olan imkanımla devam ediyorum böyle.

Aslında hayat ta böyle isteklerle mevcut olanlar arasında bir denge kurabilme meselesi. Ben bu dengeyi kurabilmişim ki senelerdir geziyorum.

Eğer karavan almaya niyetlenen birisiyseniz ve her seferinde çeldirici düşüncelere maruz kalıp vazgeçiyorsanız bunu lütfen artık ertelemeyin. Ertelemenin sonu yok.

Karavancılık çok zevkli ama bu işte hemen bir şeylerden hevesinizi alıp karavanda şu da olsa bu da olsaya geliyorsunuz yine… Bence buna karşı önlem düşünmeli. Yoksa hayatınız pahalı şeyler için bedel ödemekle tükenir geçer… Zamanı boşa akıtmamak lazım, kaynaklar ise her zamanki gibi sınırlı.

 

Bir Cumartesi… Özgür karavancının kapı önünde kahve keyfi…

Bir cumartesi günü. Karavanımla bu haftasonu da bir yere gitmedim. Amacım sınırlı olan kaynaklarımı biriktirip daha uzun gezilerde daha rahat olmak. Malesef en önemli giderimiz yakıt ve yakıt ülkemizde çok pahalı. İster istemez kış gezintilerinden biraz fedakarlık ediyoruz.

Aslında bu fedakarlığı ederken de kapının önünde duran karavanımızda kahve içerek biraz olsun yüreğimizin yangınını söndürmeye çalışıyoruz. Çünkü konu karavan olunca gönül her daim gitmek ister. Nereye olursa.. Uzaklara daha uzaklara…

Bence karavancılık hayatında en önemli değer özgürlük. Ama malesef tam zamanlı özgürlerden değiliz. Bizim çalışıp para kazanmamız gerekiyor. Bu nedenle her daim istediğimiz uzaklara tekerlek çeviremiyoruz bazen planlar yapıp hayalleri erteliyoruz ki tatil olduğumuz günlerde daha özgür gezelim.

Bir de bireyin özgürlüğünü iğdiş etmeye çalışan gruplar var. Malesef bazı insanlar yanında insan değil koyun arıyorlar. Onların dediği yere gideceksin veya gitmeyeceksin. Onların politikası (Varsa) buna göre hareket edeceksin. Sanki senin aklın ve kişiliğin yok. Ben gelemiyorum böyle sıkıntıya. Hemen ben özgürüm diye bayrağımı çekiveriyorum. Bunun sonucu ise yalnızlık… Ama olsun ben böyle iyiyim…

Türkiye Kamp ve Karavan Derneği’ne üye oldum. Üye olurken bunun gereğini yüreğimde hissederek yüreğimle oldum. Bundan sonra yalnız gezilerimde aynı zamanda derneğimi de temsil ediyorum. Bu hoşuma gidiyor. Yine de yalnız ve özgür bir karavancıyım ben…

Herkese bir sonbahar akşamından selamlar. Hayat Özgür Karavancılara güzel…

Gezmek yürek ister… Karavanla olursa hele bir de Türkiye’de iki kere yürek ister…

Profesör Orhan Kural der ki: ”Gezmek yürek ister, fedakarlık ister! Gezgin barışçıdır, doğayı sever, insanı sever, yaratıcıdır, biraz yalnızdır, biraz tutkulu ve biraz da çılgındır. Bir gezide her şey çok güzel, saat gibi düzenli olursa, gezi sonrası anıları da o denli sönük olur. Neyi hatırlayacak, neyi anlatacaksınız ki? Onun için, gezgin biraz çılgın, biraz da maceraperest olmalıdır.”

Eğer gezgin sadece gezgin değil üstüne üstlük karavancıysa o zaman gezmek daha da fazla yürek ister, fedakarlık ister… Hele ki Türkiye’de…

voskaravan

Kamping bulamadığın, hizmet bulamadığın bu ülkede karavancı olmak gerçekten iki kat yürek ister.

Yolda her şey olabilir lastik patlar arıza olur. Sanayiye girersen karavan diye daha çok para alırlar. (Daha doğrusu soyarlar) Kamping bulamazsın. Bekar diye kampinge almazlar. Yolların durumu zaten belli. Kentlerde her yere park edilmiştir, dönemezsin. Yanlış bir yere girsen sıkışıp kalma riski vardır.

Rampalı yollarda arkandakiler sabırsızlaşır. Bir sürü taciz ederler. Yanlış sollama yaparlar. Bi de bunlarla uğraşırsın.

Bunlar malesef karavancının dertleri. Bunların arasında en önemlisi hizmet bulamamak, Atık suyunu boşaltamamak, elektrik bulamamak ve bir sürü başka sorun. Avrupa’daki gibi her kentte kamping yok ki… Olanların da çoğunluğunun standarttan hizmetten vs anladığı yok.

Yine de bütün bu sorunlara göğüs gerip bu işi sürdürmeye çalışan bir avuç insan var. Bizler, özellikle yurtiçi destinasyonları tercih eden karavancılar çok daha fazla fedakarlık yapıyoruz. (Cünkü yurdışında hizmet var, kamplar daha iyi ve yollar sorunsuz. Medeniyet var.) Ama yine de tüm bunlara rağmen bu hobiyi sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz de.

Umarım hükümet karavancıları horgörmekten veya yoksaymaktan vazgeçer bir gün. Bizim için de yatırımlar yapılmasının önünü açar. Ülkemizin değişik köşelerinde yeşil yeşil kamplar kurulur gecekondular ve beton binalar yerine. umarım.

 

Karavancılar Türkiye’den hizmet bekliyor…

Bizler Karavancıyız… Hoşlandığımız ve yaptığımız bu hobinin temeli kültürdür. Özellikle Avrupa’da her üç kişiden birinde hayatının bir döneminde karavan vardır ve karavancılığı denerler. Üreticiler ve karavan sahip olma seçenekleri daha fazla olduğu gibi Avrupa’da Avrupalı karavancıların gidip hizmet alabileceği tesisler neredeyse her beldede var.

Bizdeki durumsa karşılaştırıldığında içler acısı… Sadece birkaç belediyede karavan parkı var. Bizler gittiğimiz yerlerde su, 220v elektrik gibi imkanlara sahip olmadan ve kamp yerinin kendi evimiz gibi rahatlığını bulamadan konaklamak zorunda kalıyoruz. Üstüne üstlük Benzin istasyonu gibi yerlerde bazen hor da görülüyoruz.

Bizler de Belediyelerimizden Karavan park alanları tesis etmelerini rica ediyoruz. Bizler gittiği yerin esnafına hareket götüren türden konaklamacılarız. Bizim olduğumuz beldede çarşı pazar canlanır. Esnaf yeni müşteriye kavuşur. Ayrıca karavancılar cafe restoran gibi yerlere de gelir bırakan müşterilerdir.

Malesef güzel kıyılarımızı koca koca beton otellerle çevrelediniz. Bunlara geliri en düşük ve otelden hiç çıkmayan müşterileri uçağa doldurup getirip Türkiye’nin turizmini geliştiremezsiniz.

İnsanlar hayatları boyunca bir yer alıp çevresini çevirip beton bir yapı kondurmak için çalışıyorlar. Sonrasında senede birkaç ay bile kullanılmayan binlerce yapıyla her yer kirleniyor yozlaşıyor ve aynılaşıyor. Bir yerin coğrafi özelliklerini o yere ait aurayı yok ediyorsunuz. Bunu en son Karadeniz yaylalarında yaptınız. Bu kadar kaçak yapı yerine bu insanlar karavan alsaydı o yaylalara da yemyeşil kamp alanları yapsaydınız da insanlar her istediklerinde ülkenin başka yerlerindeki yeşil kamplara gidebilseydi daha iyi olmaz mıydı?

Bizler bu ülkenin karavancıları olarak burdayız ve farkedilmek ve her ilde kalınabilir karavan parkları yapılmasını istiyoruz. Bunların Konya, Bursa, Samsun ve Bartın’da örnekleri var. Bu örnekleri inceleyebilir ve karavan parkının nasıl olacağını gözlemleyebilirsiniz.

Hiçbir şey yapamasanız dinlenme tesisi ruhsatı verirken karavan konaklama cebi yapma zorunluluğu getirebilirsiniz. Bu şu anki sıkıntıyı biraz olsun rahatlatır. Çünkü bir anda binlerce konaklama noktası oluşturmuş olursunuz.

Bizler karavancıyız, Doğayı ve insanı severiz. Ülkemizin kurumları tarafından farkımıza varılmasını bekliyoruz.

Karavancı yaşam tarzı ve hayat görüşü…

Karavancı için enerji sorunu su sorunu vs vs önemlidir. Karavancı mal mülk peşinde bir insan değildir. Onun için belli bir yerin mavisi veya yeşili değil her yerin mavisi ve yeşili önemlidir. Bu yüzden her yeri güzelleştirebilecek bir dünya görüşü ancak karavancıyı kapsayabilir. Kapitalist sistemde bazı insanların karavancılık tarzı gezginlik yapan bir insanı anlaması mümkün değildir. Bir karavancının yaşamının güzelliğini ve zenginliğini ancak başka karavancılar anlar ve bilir. Çünkü ancak karavancılık yapan bir insan bu keyfin verdiği haz ve para ile ölçülemez kültürel kazanımın farkındadır.

Karavancılık hiç kuşkusuz özgürlükle bağdaştırılır. Bu doğrudur da. Mustafa Kemal’in Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir sözü benim de en sevdiğim sözdür ve bunu çok önemserim. Bir diğer önemsediğim su gibi olmak bulanmadan akıp gitmektir. Benim kitabıma göre karavancı bir yerde çok durmaz. Bulanmadan su olur akar gider.

Bir diğer konu karavancı insancıldır ve insandır. Çok gezmek ve evini yanında taşımak ileri düzey sosyal becerileri geliştirmeyi gerektirir. Bir karavancı hem kamplarda hem de kendisi konaklayıp gezerken ileri derece sosyal durumlar yaşar. Bu durum zamanla karavancıyı olgunlaştırır. Aslinda yalnız görunen karavancının gittiği yerlerde başta sokak hayvanlari olmak üzere pekçok dostu olur.

Karavancılık bir ütopya mıdır?

Bugün böyle bir başlık açtım ve bu yazımda biraz bu konuyu irdeleyeceğim.

Karavancılık bunu yapan kişiler açısından çok şükür bir ütopya değil. 

Sürekli kamplarda gezmesek ve yaz tatillerimizi Avrupa’da geçiriyor olmasak da çok şükur zevkimizi tatmin edecek bir şeyler yapabiliyoruz karavanla.

Aslında bana sorarsanız bir karavan sadece park halinde durup içinde çay kahve içmek için bile alınır. Pekçok karavancının bu konuda benimle hemfikir olacağını düşünüyorum.

Ama benim bugün incelemek istediğim konu insanlardaki karavancılığa dönük aşırı romantik duygu durum.

İnsanlar nedense karavanların çok pahalı olduğunu zannetmekteler. Ve arabaları bir yeni modelden olsun diye onbinlerce lira veren bu insanlara göre her nasılsa bir karavanla yola çıkmak için ille kendilerine buyük bir piyango vurması gerekiyor.

Bunun nedeni bana göre pekçok insanın hayatı anlamlandiramayıp boş statü sembolleri için gereğinden fazla harcaması.

İyi ve mutlu bir karavan yaşamı için milyoner olmaya kesinlikle gerek yok. Ama müsrif olmayı kesinlikle bırakmak gerekiyor. Sadece komşularinıza ve arkadaşlarıniza hava atmak için çok pahalı arabalar almak gibi mesela.

Bir karavancı olduğunuzda size lazim olanı ve yeterli geleni talep edip sürdürmeye kararlı olacaksınız mesela.

Sahip olduğunuz şeyler amacınıza hizmet edecek en basit ve hafif malzemeler olacak. Ve aslında karavancılığın ne kadar basit ve güzel bir hobi olduğunu daha iyi kavrayacaksıniz.

Daha hafifi, daha azıyla mutlu olabildiğinizi keşfedebilirseniz önünüzde keşfedilmeyi bekleyen yepyeni bir Dünya olacak…

Bir de şu ille zevk almak için bireysel mülkiyeti gerekli kılan mantık olmasa insanlarda… O zaman belki ruhu özgür bir karavancıyı anlayacaklar.

O zaman belki de her yerde senede iki ay kullanılmayan çirkin betonerme yapılar olacağına, herkesin kullanımına açık yemyeşil kamplar, yeşil yaylalar alabildiğine çimen ve agaçlar olacak ve insanımiz da belki herkesin ortak malı olan şeyleri de korumayı kollamayı öğrenecek o zaman…

Ne diyelim Ah keşkem, keşkem…