Livaneli- Son Ada…

Livaneli’nin Son Ada’sı inanılmaz bir roman. Beni tarifi mümkün olmayan duygulara sürükledi.

Nihayet bir Livaneli romanı daha bitirdim. Muhteşem bir lezzette roman ziyafetiyle ruhumu beslendiğini hissettim.

Müthiş bir deneyimdi. Herkese Son Ada’da olanları okuyup tahlil etmesini öneriyorum.

Yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle…

Reklamlar

Karavancılık ve Alternatif turizm üzerine…

Son zamanlarda medyaya yansıyan şeklinde karavancının yaptığı faaliyetler Alternatif Turizm faaliyeti olarak sıkça anılmaktadır. Hakikaten bazı özellikleri karavancılığı kitle turizminden ayırmaktadır. Ancak kalabalık guruplar için hazırlanan destinasyonlar yerine daha yerel işletmeleri, faaliyetlerde daha çok doğayı tercih etmesiyle elbette karavancılık Alternatif turizme daha fazla yakınlık göstermektedir.

Ancak, İnsani açıdan ele alındığında Karavancı çoğunlukla iğnesine ipliğine kadar kendi düzenini yanında taşır. Yani yanında kurulu bir ev düzeni taşıyan kişidir karavancı…

Karavancının gezileri ve karavancılık macerası aylar sürebileceği gibi konaklama işletmelerinden yararlanmayı gerektirmeyebilmektedir.

Bu bağlamda düşünüldüğünde insan açısından Karavancılık bir turizm faaliyeti değil bir yaşam tarzı ve şeklidir. Ayrıca kampçılık ve karavancılık bir anlayıştır. Alternatif turizm denen her şeyin toplamından daha geniş ve derin bir kültüre dayanmaktadır.

Ben bir karavancı olarak yaşamımın sadece Alternatif turizm türü olarak değerlendirilmesini yeterli bulmuyorum. Bu yazıyı da işte bu fikri açıklamak için kaleme aldım.

Sizler de katıldığınız söyleşi ve verdiğiniz röportajlarda karavancılıktan bir Alternatif turizm türü değil bir yaşam tarzı ve felsefesi olarak bahsederseniz kendimiz hakkında insanlara daha doğru bilgiler vermiş oluruz sanıyorum.

Kitapçılar Çarşısı ve Kızılay ziyareti…

Bugün şöyle Garip’e atlayıp bir Kızılay’a gideyim dedim.

Arabama atladım Gazi mahallesinden dümdüz Yeni Maltepe Pazarı’na kadar gittim. Buranın otoparkına 5 tl ödeyip Garip’i bıraktım.

Eskiden daha çok sevdiğim ama yeni hali daha sıcak ve kuru olan Maltepe Pazar’ından binbir çeşit şey satan peronların önünden geçerek. Ara sokaklardan Önce strassbourg caddesi’ne yürüdüm.

Toros sokağın başka saatlerde sakinleri olduğu anlaşılan, Hangi travesti nasıl reklamlar bastırıp yerlere atmış onu görüyorum. İlginç.

Ve çocukluğumda motorları gürleyen, körüklü otobüslere hınca hınç doluşup eve gitmeye çalıştığımız Sezenler sokak’ta Atatürk Lisesi’nin yanından, Ankara nın insanın derisini kızartan, yalayan soğuğunu yüzümde hissederek yürüyorum.

Ve Necatibey Caddesi’nde Çocukluğumdan beri çok sevdiğim -tabii burda bir şubesi yoktu önceden- Hosta Piknik’te tavuk döner Patetes ve koladan oluşan yemeğimi yediğimde hava hemen hemen kararmış oluyor.

İzmir’ Caddesi’nde çeşitli pasajlarda iş yapmaya çalışan ama zincir şirketler yüzünden oldukça zor durumda olan esnafların dükkanları önünden geçerek, Üst geçide ulaşıp Büyük Atatürk Bulvarı’nı da geçiyorum.

Şimdi artık Sakarya’dayım. Sakarya’da eski kitapçılar kapanmış eski dersanelerin yerinde yeller esiyor. Hemen orda EGE lokma tatlısı görüyorum. Eskiden beri simit satan bir dükkanda. Ankara’da her şeyin en güzelini bulup yiyebilirsiniz. Yani eğer Ankara’daysanız bir yerlere yemek yemeye gitmenize gerek yok. Bu Ege lokmacısı işte bunu kanıtlıyor. Lokmalarımı yerken mutlu oluyorum.

Bu arada hemen oracıkta sokak çalgıcılığına soyunmuş birisi Bağlama çalıp bahşiş topluyor. Hemen günün sadakasını da ona veriyorum. Sanatla uğraşan kişiler bana göre kuru kuru dilenenlerden çok daha seçmeye değer para vermek için. Sokak çalgıcılarını ve sokakta sanat yapan bütün diğer türleri ile Yaşayan bir şehirdir Ankara.

Daha sonra hemen yakındaki Kitapçılar Çarşısı’na geliyorum. İşte gezimin esas hedefi ve sık sık da geldiğim bir yer. Kitap kokusunu doyasıya koklayabileceğiniz, Kitapçıların raflarında kendinizi kaybedebileceğiniz bir yer.

Çok sevdiğim bu mekandan Biraz Orhan Pamuk, Biraz Sebahattin Ali ve başka birkaç heyecanlı kitap alıp çıkıyorum.

Ayrıca Mahmut Hoca’nın posterini veren (Başka bir yazıda buna değimiştim) OT ve Kafkaokur edebiyat dergilerini de almayı unutmuyorum. Bu sevdiğim yerden yeni kitaplar edinmiş mutlu bir halde ayrılıyorum.

Daha sonra geldiğim yerlerden yürüyerek Arabama dönüyorum. Maltepe Pazarı eskiden de olduğu gibi benim gibi sıkı bir video oyuncusuna hitap eden peronlar da içermekte. Bu peronların birinden Playstation3 üm için elden düşme Red ALERT 3 Ultimate edition’unu da uygun bir fiyata ediniyorum.

Oyunum var, kitaplarım, dergilerim var. Ee kim tutar beni. İhtiyar delikanlı Arkadaşım, Rus harikası kalender arkadaşım Garip’e binip yine arabalı olarak Ankara Caddelerine çıkıyorum.

Yolda halk otobüsü tarafından önüm dolu olduğu halde sellektörle taciz edilip duruyorum. Oralı olmuyorum zaten gidiyorum niye sellektör yapıp duruyorsa anlam veremiyorum.

İşte bir gün Ankara’nın kalbine yaptığım ve çok güzel yeni kitaplar edindiğim bir Kızılay maceram da böyle sonlanıyor. Sağ salim evime varıyorum.

 

Mahmut Hoca…

OT Dergisi Kasım sayısında çok güzel bir Mahmut Hoca Posteri vermiş. Bunun üzerine çizgilerle yapılmış bu güzel posteri alıp hemen evime astım.

Küçüklüğümüzde tanıdığımız ve çok sevdiğimiz bu karakterin öğretmenlik konusunda bir idol haline gelmesi Rıfat Ilgaz’ın mı hüneridir daha çok, yoksa büyük sanatçı Münir Özkul mudur bu karakteri bu kadar güzel canlandırıp onu bir öğretmen idolü kişilik yapan karar veremiyorum. Çünkü Hababam Sınıfı’nı okumadım.

Ama işinde gücünde bir öğretmen olarak OT dergisinden O’nun posterini edinip salonuma asacak kadar sevmişim O’nu…

Derginin kapağında da posterde yazan ibare var. Ünlü sözleri ”Ben Tüccar Değilim Eğitimciyim” diyor. Ah Mahmut hocam bize neler ettiler bir bilseniz bizler de biraz ne olduğumuzu şaşırdık. Kesinlikle tüccar değiliz onu biliyoruz.

Neyse konuyu dağıtmayalım çocukluk yıllarımın bu tatlı sert öğretmen karakterini elbette herkes gibi çok seviyorum. Rıfat ılgaz’ı da en kısa zamanda okuyacağım.

Okumak ve Karavan…

Küçük yaşlardan beri okurum. okumak benim için büyük bir keyif.

Son zamanlarda bu keyfi, bir diğer keyif olan karavancılıkla birleştiryorum zaman zaman.

Aslına bakarsanız hangisinden daha çok zevk aldığımı bilemiyorum. Karavanla yaptığım gerçek yolculuklar mı? Yoksa, kitap satırları arasında düşünsel dünyada yaptığım yolculuklar mı bilemiyorum.

Her iki durum da oldukça keyifli aslında.

Yeni karavanımdan sonra yeni yeni yazmaya başladığım bu blog da zamanla gelişti. Takipçi sayıları artmaya başladı. Takip edilmek bana ayrı bir zevk veriyor. Hiç değilse birileri yazılarımı okuyor diye düşünüyorum.

Okumak aslında bizim insanlarımızın sevmediği bir hobi olmasına rağmen, Hayal gücünü, yaratıcılığı geliştiriyor. Daha çok kelime ile konuşmanızı sağlıyor. İnsanı rahatlatıyor ve dinlendiriyor. Okumayı çok seviyorum.

Bence her karavancının mutlaka karavanında kitapları olmalı. Karavan ve kitap birbirini tamamlayabilen çok özel ve güzel hobiler bana kalırsa.

Keyifli okumalar ve geziler. Tekeriniz düz bassın!..