Mahmut Hoca…

OT Dergisi Kasım sayısında çok güzel bir Mahmut Hoca Posteri vermiş. Bunun üzerine çizgilerle yapılmış bu güzel posteri alıp hemen evime astım.

Küçüklüğümüzde tanıdığımız ve çok sevdiğimiz bu karakterin öğretmenlik konusunda bir idol haline gelmesi Rıfat Ilgaz’ın mı hüneridir daha çok, yoksa büyük sanatçı Münir Özkul mudur bu karakteri bu kadar güzel canlandırıp onu bir öğretmen idolü kişilik yapan karar veremiyorum. Çünkü Hababam Sınıfı’nı okumadım.

Ama işinde gücünde bir öğretmen olarak OT dergisinden O’nun posterini edinip salonuma asacak kadar sevmişim O’nu…

Derginin kapağında da posterde yazan ibare var. Ünlü sözleri ”Ben Tüccar Değilim Eğitimciyim” diyor. Ah Mahmut hocam bize neler ettiler bir bilseniz bizler de biraz ne olduğumuzu şaşırdık. Kesinlikle tüccar değiliz onu biliyoruz.

Neyse konuyu dağıtmayalım çocukluk yıllarımın bu tatlı sert öğretmen karakterini elbette herkes gibi çok seviyorum. Rıfat ılgaz’ı da en kısa zamanda okuyacağım.

Okumak ve Karavan…

Küçük yaşlardan beri okurum. okumak benim için büyük bir keyif.

Son zamanlarda bu keyfi, bir diğer keyif olan karavancılıkla birleştiryorum zaman zaman.

Aslına bakarsanız hangisinden daha çok zevk aldığımı bilemiyorum. Karavanla yaptığım gerçek yolculuklar mı? Yoksa, kitap satırları arasında düşünsel dünyada yaptığım yolculuklar mı bilemiyorum.

Her iki durum da oldukça keyifli aslında.

Yeni karavanımdan sonra yeni yeni yazmaya başladığım bu blog da zamanla gelişti. Takipçi sayıları artmaya başladı. Takip edilmek bana ayrı bir zevk veriyor. Hiç değilse birileri yazılarımı okuyor diye düşünüyorum.

Okumak aslında bizim insanlarımızın sevmediği bir hobi olmasına rağmen, Hayal gücünü, yaratıcılığı geliştiriyor. Daha çok kelime ile konuşmanızı sağlıyor. İnsanı rahatlatıyor ve dinlendiriyor. Okumayı çok seviyorum.

Bence her karavancının mutlaka karavanında kitapları olmalı. Karavan ve kitap birbirini tamamlayabilen çok özel ve güzel hobiler bana kalırsa.

Keyifli okumalar ve geziler. Tekeriniz düz bassın!..

Özgürlüğün izinde bir bloga destek olun…

Yazmayı hep sevdim,

Paylaşmak için mi?

Yalnızlıktan mı?

Bilmiyorum.

Ama içimde hep bir yazma isteği var.

Karavanımı aldıktan sonra diğer bloglarım yanısıra bu blogu kurdum ve yazmaya başladım.

Karavanla ilgili olabilecek konularda yazıyorum bu blogda,

Yetmiyor gezilerimi yazıyorum.

Kamplarla ilgili incelemeler yazıyorum.

Bu işten bir menfaatim yok. Ama daha çok insan tarafından okunmak ve takip edilmek istiyorum.

Bu nedenle bana ve bloguma destek için Lütfen e-mail takipçim olun. Bir yazı yayınladığımda size bir e-mail gelsin. ve bu şekilde bu blogu takip edin.

Böylelikle yaşamayı ve yazmayı seven birine destek olun.

Şimdiden Teşekkürler…

 

Başka bir Dünya mümkün müydü?

Dün CNNTURK kanalında Yeşil Doğa programında kendi elimizle Karadeniz’deki yaylalara ne kötülükler yaptığımızı izledim.

Deniz seviyesinden binlerce metre yükseğe 15 gün kalmak için insanlar acımasızca betonu, tuğlayı ve çirkin kaplama malzemelerini taşımıştı ve yaylacılıkla hiçbir alakası olmayan insanlar buralara yerleşmişti.

Uzungöl, Betongöl olmuş adeta betonun ortasında bir süs havuzuna dönüştürülmüştü. Bunun için mi Uzungöl’e gitmeliydim.

Gençliğimde arkadaşlarımla kaldığım bekar evimin duvarında yeşilin her tonunun görüldüğü bir uzungöl posteri vardı, kocaman.

Asla Uzungöl’ün o halini göremedim.

***

İnsanlar neden 15-20 gün kalmak için bu kadar masraf edip beton binalar dikiyor hiç anlamıyorum.

Düşünsenize bütün bu betondan çirkinlik yerinde irli ufaklı kamp yerleri olsa, Tatile gitmek isteyen bu yemyeşil doğa dostu işletmeleri tercih etse fena mı olurdu?

Başka bir Dünya mümkün müydü?

Yıllarca süren bir hayal… İsteklerle mevcut imkanların bitmek bilmez kavgasını nasıl dindirebiliriz?

36 yaşındayım. 20’li yaşlarımdan beri kamp yaptım. Belki ondan da öncesindendir karavanlara vurgunluğum.

İlk önce kendi karavanımı yaptım. Adı Çelebi idi. Onunla da çok kamplara katıldım. Sonrasında şimdiki karavanım Piri’yi aldım. İlk sezonunda Bursa-İzmir (Kuzey Ege) hattında ve Kapadokya’da karavanımı kullandım.

Sonra Karavanımla bir de Bartın’a gittim. Mümkün olduğunca karavanımı dört mevsim kullanmaya çalışıyorum.

Benim karavan dünyasıyla ilgili öğrendiğim Bu dünyada hiçbir şeyin ve özellikle de ihtiyaçların, arzulananların hiç bitmediği gerçeğidir.

O yüzden karavancılığı hayallerden kurtarıp biran önce somutlaştırmak gerekir. Çünkü lüksün ve arzulananların sonu yoktur.

İşte ben de bu şekilde geziyorum. Pek çok sefer acaba Motokaravana geçsem mi? Nasıl geçsem gibi sorulara düşüyorum ama her seferinde var olan imkanımla devam ediyorum böyle.

Aslında hayat ta böyle isteklerle mevcut olanlar arasında bir denge kurabilme meselesi. Ben bu dengeyi kurabilmişim ki senelerdir geziyorum.

Eğer karavan almaya niyetlenen birisiyseniz ve her seferinde çeldirici düşüncelere maruz kalıp vazgeçiyorsanız bunu lütfen artık ertelemeyin. Ertelemenin sonu yok.

Karavancılık çok zevkli ama bu işte hemen bir şeylerden hevesinizi alıp karavanda şu da olsa bu da olsaya geliyorsunuz yine… Bence buna karşı önlem düşünmeli. Yoksa hayatınız pahalı şeyler için bedel ödemekle tükenir geçer… Zamanı boşa akıtmamak lazım, kaynaklar ise her zamanki gibi sınırlı.

Kitapçıma bir ziyaret…

Bugün daha çok yeni kitaplarımı aldığım kitapçıma bir ziyaret yaptım.

Livaneli’nin Mutluluk romanı yanısıra bir Agatha Christie romanı. Yine ünlu roman kahramanı Arsene Lüpen serisinden bir roman, Bir de dostoyevski aldım. Bunları da aralarda okuyacağım.

Böylelikle kitaplığımda okumadığım epey kitap oldu.

Uzun kış gecelerinde evime çekilip hafif bir müzik eşliginde kitaplarımı okumayı cok seviyorum.

Yine karavanımla geçirdiğim eşsiz zamanlarda da bol bol okumayı seviyorum.

Karavan ve kitaplar benim için birbirini tamamlayan hobiler.

Bu blogun okuyucularının da karavanda bol bol okumasını öneririm.

Ayrıca Kamp yerlerine kitaplık kurdurmayı amaçlayan bir de proje yürütüyoruz.

Umarım bu ülkenin insanları daha cok okurlar bir gün.

İşte böyle. Bir Cuma günü Bahçelievler Kitapçısını ziyaret böyle geçti…

Konstantiniyye Oteli – Livaneli

Bir Livaneli eseri daha burada bitiyor. Çok sayıda karakter ve öyküyle bezeli eser heyecan verici. Okumadıysanız mutlaka okumalısınız. 

Kitaplar varken kim aptal televizyonları seyredip ömrünü boşa geçirmek için karavanda uydu sistemlerine binlerce euro akıtır anlamıyorum. Benim favorim her zaman edebiyat. Hem evde hem de seyehatte. Kalın saglıcakla…

Bir Cumartesi… Özgür karavancının kapı önünde kahve keyfi…

Bir cumartesi günü. Karavanımla bu haftasonu da bir yere gitmedim. Amacım sınırlı olan kaynaklarımı biriktirip daha uzun gezilerde daha rahat olmak. Malesef en önemli giderimiz yakıt ve yakıt ülkemizde çok pahalı. İster istemez kış gezintilerinden biraz fedakarlık ediyoruz.

Aslında bu fedakarlığı ederken de kapının önünde duran karavanımızda kahve içerek biraz olsun yüreğimizin yangınını söndürmeye çalışıyoruz. Çünkü konu karavan olunca gönül her daim gitmek ister. Nereye olursa.. Uzaklara daha uzaklara…

Bence karavancılık hayatında en önemli değer özgürlük. Ama malesef tam zamanlı özgürlerden değiliz. Bizim çalışıp para kazanmamız gerekiyor. Bu nedenle her daim istediğimiz uzaklara tekerlek çeviremiyoruz bazen planlar yapıp hayalleri erteliyoruz ki tatil olduğumuz günlerde daha özgür gezelim.

Bir de bireyin özgürlüğünü iğdiş etmeye çalışan gruplar var. Malesef bazı insanlar yanında insan değil koyun arıyorlar. Onların dediği yere gideceksin veya gitmeyeceksin. Onların politikası (Varsa) buna göre hareket edeceksin. Sanki senin aklın ve kişiliğin yok. Ben gelemiyorum böyle sıkıntıya. Hemen ben özgürüm diye bayrağımı çekiveriyorum. Bunun sonucu ise yalnızlık… Ama olsun ben böyle iyiyim…

Türkiye Kamp ve Karavan Derneği’ne üye oldum. Üye olurken bunun gereğini yüreğimde hissederek yüreğimle oldum. Bundan sonra yalnız gezilerimde aynı zamanda derneğimi de temsil ediyorum. Bu hoşuma gidiyor. Yine de yalnız ve özgür bir karavancıyım ben…

Herkese bir sonbahar akşamından selamlar. Hayat Özgür Karavancılara güzel…