Kızılcahamam…

Bugün ihtiyaçlarımı karşılamak için Kızılcahamam’a iniyorum. Kızılcahamam 25000 nufuslu küçük şirin bir ilçe. Kaplıcaları var ayrıca Soğuksu Milli Parkı ilçenin yanıbaşında olduğu için epey bir günlük ziyaretçi alıyor. Bu nedenle ilçede ziyaretçilere dayalı ekonomi gelişmiş.

Şehrin içinde trafiğin büyük kısmı tek şerit ve tek yön işliyor. Her yer gibi burası da araba dolu. Soğuksunun trafiği de eklenince trafik zorlu bir hal alıyor. Ben de güç bela bir yer buluyorum Güçlü’ye (Kamyonetime)

Kentin sokakları tertemiz. Havası yürüyüşe uygun. Pekçok hediyelik eşya dükkanı var. Kendi magnet koleksiyonuma eklemek için magnet bakıyorum ama hep basmakalıp uyduruk şeyler. Dükkanlarda satılan hediyelikler kaliteli değil.

Kentin meydanı bayraklarla bezenmiş. Bir yerde dereotlu ve patatesli poğaça yedim. Su böreğini kaçırmışım. Fiyatlar makul.

Kentin içerisinde bir de yapay şelale var. Şelale dediysem öyle ahım şahım bir şey de değil. Yine de güzel.

Kentin içerisinde akmakta olan hayrat bir çeşme. Benim çocukluğumda Bursa’da köşebaşlarında böyle çeşmeler olurdu ve biz bu çeşmelerden kana kana susuzluğumuzu giderirdik. Şimdilerde parası olmayan insan herhalde kimse su vermezse sokakta susuzluktan ölür. Malesef ama Kızılcahamamda hayrat çeşme var efendim. Buradan gerekirse karavanınıza su da alabilirsiniz ama çeşmenin önünde park yeri bulursanız.


Kızılcahamam denilir de hamamından bahsedilmese olmaz. Yukarıdaki fotoğraf belediye hamamından. İlçede termal oteller de mevcut.

Fatih ERBAŞ- Bir Kelik Hikayesi

Bir okur kimliğiyle kitabı çok beğenmedim açıkçası. Karavanla gezmek için biraraya gelmiş 4 adamın gezi notları ama daha çok ne yediklerini öğreniyorsunuz. Kitap boyunca her gidilen yerde ne yendiğinden başka gidilen yerlerle ilgili bilgiler de verilmiş ama çok yüzeysel. Yazıda bahsi geçen bazı fotoğrafları göremiyorsunuz. Dil sade kullanılmış ama yine de okuyucuyu rahatsız edecek birtakım yazım yanlışları da kitapta mevcut. Camiye yazacağına camie yazmış mesela ki bu sadece kesme işareti varsa kullanımı uygun olan bir kullanım.

Dört kafadar’ın beraber gezilerinde kullandıkları araca Kelik demişler. Tıpkı benim karavanıma Piri demem gibi. Kelik bağ evi manasına geliyormuş.

Edebi yönü çok güçlü olmayan kitabımız 144 sayfa ve sıkılmadan okunuyor çoğunlukla..

Şimdi bir de yukarda değerlendirdiğim Okur kimliği yanısıra karavancı kimliğimle bir değerlendirme yapacak olursam. Yalnız yerine dört kişilik bir takım olması işe heyecen katıyor ve güzelleştiriyor. Ayrıca insan konakladığı yerlerde yalnız olunca zaman zaman korkuyor yada ordaki insanlardan çekiniyor. Kelik’in mürettebatı bu sorunu aşmış ve özgüveni yüksek kişiler. Yine de daha büyük bir karavanla daha rahat ederlerdi. Ben bu boyutta bir karavanda dört yetişkinin çok rahat edeceği kanısında değilim bir karavancı olarak.

Kitap bir okur yanısıra karavan merakınız varsa okunabilecek bir kitap ama karavanın hatırı burada biraz yüksek zira verilen bilgiler yetersiz rotalar paylaşılmıyor ve yeterince tavsiye verilmiyor okuyucuya.

İşte böyle… Bir Kelik Hikayesi yine de karavanla ilgili bir yazın olarak kütüphanemdeki yerini aldı.

Mutluluk filmi (2007)

2007’de çekilmiş olan bu filmi Zülfü Livaneli’nin romanı olarak keyifle okumuştum. Filmi de izledim ve beğendiğimi söylemeliyim. Özgü Namal rolünde çok başarılı. Film kitaba büyük oranda bağlı kalmış ama bazı kısımları da özellikle sonu farklı olmuş ama film de kitap gibi mutlu sonla bitiyor. Hoş bir film tavsiye ederim.

Kızılcahamam Yayla Mocamp’tayız…

Bayram tatili için Kızılcahamam’a yaylaya geldik. Yayla Mocamp’a yerleştik.

Yayla Mocamp eşsiz doğa harikası bir kampımız. İçinde küçük bir gölet bile var.

Her yer çam ve sıklıkla duymadığımız kuş sesleri var. Hava sıcaklığı 25 derece ancak gece soğuk olabilir.

Burada en büyük sorun alışveriş yapacak yer yok. Bunun için Kızılcahamam’a gitmek zorundaymışız. Ama bu eşsiz güzellikteki yerde kalmak için değer bence…

Burada sabit duran karavanlar var ve ben de Piri’yi buraya koymayı düşünüyorum. Çünkü sokakta vandallar karavana zarar veriyorlar. Bu nedenle burayı merkez olarak kullanacağız gezilerimize burdan çıkacağız ve dahi haftasonları gelip burda karavanımızda kalacağız. İşte böyle efendim.

Paulo Coelho- Veronika Ölmek İstiyor…

Güzel bir Paulo Coelho romanı daha bu Ağustos gecesinde bitirildi.

Kitap güzel. Okumaya değer ve mutlu sonla biten bir hikaye. İnsana dağişik şeyler hissettiriyor ama en önemlisi belki de insan herşeyin bittiğini düşünse bile her zaman yeni bir başlangıç olabilir hayatta…

Okuyun efendim.

Can Akkiriş-Adım Adım Yaratıcı Yazarlık

Notlar alarak çalıştığım bir kitap. Tam olarak bitirmem uzun sürdü. Kitap Yaratıcı Yazarlığı pratikleştirerek, hakikaten adım adım giderek, konu ile ilgili bilgiyi sağlıyor. İlk hikayenizi yazma sırasında sürekli başvurabileceğiniz, elinizin altında olması pratik bir kitap. Başvuru kaynağı; yine de Yaratıcı yazar olmak için çok daha fazlasına ihtiyaç duyacaksınız. Bu kitap sadece bir rehber niteliğinde. Ama diğer yaratıcı yazarlık kitaplarından daha çok pratiğe yönelmiş, kullanışlı bir kitap. Yaratıcı yazarlığa ilgi duyuyorsanız mutlaka edinin.

Sabahattin Ali- İçimizdeki Şeytan…

Sabahattin Ali’nin bu romanı da bir Ağustos gecesinde okundu ve bitti. Derinlemesine tahlilleri olan. Bazen yabancı kelimeleri de olan bir roman. Roman bana hayatta her zaman bir çıkar yol veya ikinci bir şans olabileceği fikrini verdi. Macide ve Ömer’in sorunlu aşkları yine de büyük bir aşktı bana kalırsa. Ama her büyük aşk insanların sonsuza kadar birlikte yaşayabileceği anlamına gelmiyor. İçimizdeki Şeytan bir diğer tarafıyla da tüm yanlışlarını görüp bilip de suçu içindeki bir şeytana atmak isteyen bir karakterin çıkmazını gözler önüne seriyor. Sabahattin Ali bununla beraber, aynı zamanda içinde yaşadığı yazar ve düşünür tayfasını da epey eleştirmiş. Okunmaya değer bir roman.