Son Zamanlarda Dinlediğim Kitaplar…

Bu yaz ilk defa Storytel üyesi oldum ve kulaklık yardımıyla kitap dinliyorum. Bu hizmeti kullanarak bazı güzel kitaplar dinledim.

Eksik Hayatlar Kolleksiyonu, İlkyaz Ariz

Nesnelerin dünyasına bir yolculuk. İlgi çekici ve heyecanlı öyküler

Botter Apartmanı, Ayşe Övür

İstiklal’de bir apartmanın dünü ve bugünü ile ilgili güzel bir roman. Yazarın diğer eserlerini de deneyeceğim. Başarılı buldum.

Yarım Kalanlar, Murat Eken

Güzel öyküler. Okunur.

Telefon Melefon Yok, Şermin Yaşar

Gençlerin telefon bağımlılığını konu eden bir roman. Güzel.

D Koğuşu, Freida Mcfadden

Heyecanlı, Gerilimli Psikolojik güzel bir roman. Yazarın başka kitaplarını da okuyacağım.

Boşanmış Bir Çift ve Ben, Burcu Dinçer, Volkan Sönmez

Pek sevmedim ama sonuna kadar dinledim.

Büyü Dükkanı, Yeşim Türköz

Psikoloji ile alakalı güzel bir kitaptı.

Ubik, Phillip K. Dick

Bilimkurgu olsa da ben pek beğenmedim. Yarım bıraktım.

Zirve Ada: Şifacı, Gökçe Nur Yalkın

Güzel bir kitap, Fantastik bir Dünya. Harry Potter benzeri.

Storytel’den kitaplar dinlemeye devam edeceğim. Bu hizmet gerçekten harika. Umarım yeni kitaplar da yeterince hızlı ekleniyordur. Zamanla sıkabilir yoksa…

Kimse gibi değilim…

Ben benim kimse gibi düşünmek, olmak veya yaşamak zorunda değilim. Canım bunu yapmak istemiyorken zorla bir yerlere gitmeye kendimi zorlamıyorum. İçimden ne gelirse onu yaparak yaşıyorum. Bana her gün 15-20dk dışarda yürümek yetiyor gezinti olarak. Uzaklara olan özlemimi internetten yararlanarak gideriyorum. Böylesi çok daha ucuz ve kolay.

Kendime yakın yerlere gezebilmek için bir ESCOOTER aldım. Bundan sonra karavancı da değil escooterci olabilirim. Karavanlara ve karavancılığığa olan ilgim ve sevgim yine de devam ediyor. Ama bu işi yaşadığım yer yakınlarında yapıp mutlu olacağım modeller beni daha çok mutlu edecek. Uzaklar benim hedefim değil. Zaten sağlığım da uzaklara sürmeye elvermiyor.

Gençliğimde ben de özellikle de motosikletimle Moto-Solo çok gezdim. Türkiye’deki kampların çoğunda bulundum. Yaşanmışlıklarım bana yetti. Bir daha ancak canım ne zaman isterse gider yine görürüm. Şu anda bir yerlere gidesim yok.

İnsan için her şey ekonomi ile alakalı biraz da. Çok zengin bir tip karavancı değilim. Halk tipi bir insan nasıl mutlu olabilirse en ekonomik şekilde yaşamaya çalışıyorum. Bana yakın yerlerde mutlu olabilmek benim için önemli bir erdem.

Yine de gezebilen dostlarımın paylaşımlarını okumak ve fotoğraflarını görmek beni neredeyse kendim gezmiş gibi mutlu eder. Bu yönden şanslıyım. Elimde geniş bant internet ve YOUTUBE gibi paylaşımın çok olduğu siteler var.

Gençliğimde dostlarımla da kamp yaptım ve güzel anılarım var fakat artık sadece çok yakın bazı dostlarımla kamp yapıyorum. Kamp yapan insanları biraraya getirmek gibi heveslerimi anlamsız saldırılar yapan insanlar çok kırdılar. Ve bunlar yüzünden ziyadesiyle üzüldüm özel hayatımda. Oysa herkesin dost olabileceğinden başka bir görüşüm olduğu da yok.

Sonuç olarak ben kimse gibi değilim, kimse gibi olmak zorunda da değilim. Ben kendi kulvarımda ve yolumda giden özgür bir insanım.

İşte yeni hobim: Artık Escooterciyim…

Uzun zamandır kendime yeni bir oyuncak arıyordum sanırım sonunda uygun bir oyuncakta karar kıldım ve kendime bir Escooter aldım. Bununla yakındaki bazı yerlerde gezerek günlerimi değerlendirmeyi planlıyorum.

Biliyorsunuz karavancılık can sıkıcı yasaklar nedeniyle iyice içinden çıkılmaz hale geldi zaten. Kamp yerine gitmek te zor ve içimde buna hiç istek kalmadı.

Ben de artık Bisikletçilik, Doğa yürüyüşü Escootercilik gibi basit ve kolay, görece ucuz zevklere yönelmeye karar verdim.

Escooterim Hayırlı Uğurlu Olsun Haneme…

Bir Gülün Günlüğü

Bir Gülün Günlüğü…

Ben kırmızı gonca bir gülüm. Bu sabah güneşin ışıkları erkenden vurdu üzerime. Mis gibi kokumu çevreme saçtım. Arılara böceklere açtım koynumu. Dikenlerim de var benim. Beni düşmanlarımdan koruyan harika dikenler. İnsanlar beni severler. Gül yüzün solmasın derler mesela… Bugün bir şişko balarısı geldi tozlarımı almaya. Aceleci bir hali vardı. Ona en güzel şekilde bağrımı açtım. Sonra beni kopardılar. Birkaç güne soldum artık solmuş bir gül oldum.

Bir Eski Arabanın Günlüğü

Bir Eski Arabanın Günlüğü.

Ben bir eski arabayım. Sahibim bana özenle bakar. Bakımlarımı yaptırır. İçimi dışımı tertemiz tutar. Artık eskidim yeniler gibi alımlı değilim. Ama benim de sevenlerim var. Kimleri kimleri nerelere taşıdım, Götürdüm getirdim. Bir gün olsun şikayet etmedim. Hararet bile yapmadım. Zamanla bazı yerlerimde pas oluştu. Sahibim beni öyle de olsa kullanmaya devam ediyor. Ben bir eski arabayım. Kimleri kimleri taşıdım. Bir gün olsun yakınmadan…

Bir Gözün Günlüğünden

Bir Gözün Günlüğü

Bugün sabah erkenden açıldım. Sahibim beni lavaboda güzlece yıkadı. Çapaklarımdan arındım. Ben Dünya’yı gösteririm ona. Çevrede neler olduğunu, Güzel bir dizi filmi bazen haberleri izleriz beraberce. Kulakla beraber çalışıyoruz ben görüyorum, Kulak da duyuyor biz bir takımız. Ben mavi renkli bir gözüm sahibim için çok şey ifade ettiğimi düşünüyorum ben olmasam Dünya’yı göremezdi. Çok önemli bir görevim var. Görevimi canla başla yapmak için uğraşıyorum. Ben bir gözüm. İnsanlar bana önem verir. Gözüm gibi bakmak, gözüm gibi sevmek derler mesela. Ben Dünya’da ne oluyorsa sahibime gösteriyorum. Ben bir gözüm.

Bir Kitabın Günlüğünden…

Bir Kitabın Günlüğü

Tozlu bir kütüphane rafında duruyordum bu sabah. O beni çekti aldı. Sayfalarımı karıştırdı. Artık okunuyordum. Sayfalarımı birer birer birbiri ardına çeviriyordu. 13 Yaşında bir kız. Adı Ayşeymiş bana o söyledi. Başka şeyler de söyledi bana. En çok roman severmiş. Ona bilgilerimi büyük bir içtenlikle sundum. Sonra bir kenara koydu beni. Kendine kahve yaptı sonra okumaya, okumaya devam etti. Sayfalarımın arasına portakal renkli bir ayraç koydu. Bana değer verildiğini hissediyorum. Ben bir kitabım. İçimde serüvenler barındırıyorum. Beni okuyanları eğlendiriyorum. Hala buna devam ediyorum.

Bir Traktörün Günlüğünden

Bir Traktörün Günlüğünden…

Bugün erkenden marşıma basıldı. Grrr diye homurdandım yaşlı dizel motorumla. Büyük kırmızı bir traktörüm ben. Yaşlı çiftçi kullanır beni. İlk önce römorkumu taktılar tarlaya gidecektik. Tarım işçilerini götürdüm tarlaya sonra benim arkama su pompasını taktılar motorumla su bastım tarlalara. Sonra çiftçinin çocuğu kullandı beni. Onun ilk aracıyım belki de. İkindi vakti Güneş sarı sıcak ortalığı kavuruyor rüzgarda çalılar uçuşuyordu. Grrr diye çalışan güçlü dizel motorumla yaşlı çiftçiye güven veriyordum. Sonra yerime koydular beni. Dinleniyorum. İşte bir günüm böyle geçti.

Bir çiçeğin günlüğünden…

Bir çiçeğin günlüğünden…

Bugün sabahın ilk ışıkları üzerime vurduğunda içimi bir coşku kapladı. İşte yeni bir gün doğuyordu. Sonra yapraklarımın üzerine hafif hafif damlalar düştü gökkubbeden. Bulutlar bana sularını akıttı doyasıya. Toprağım ıslandı ben de istediğim besinleri emdim topraktan. Sonra bir arı geldi çiçeğimin etrafında vızırdadı. En güzel yüzümü gösterdim ona. Beni döllesin diye. Bacaklarındaki çiçek tozlarını döktü üzerime. Onun sayesinde seneye tohumumu geliştirebileceğim. Belki yeni bir toprakta yeni bir çiçek olacağım. Sonra o geldi yanıma bana güzel bir şarkı söyledi, Ninni gibiydi. Buğulu sesiyle. Onu çok sevdim, Onu hep sevdim. En güzel yüzümü gösterdim ona. O da beni seviyor biliyorum. Hep bakıyor bana bazen de mis kokumu içine çekiyor. Kokluyor beni. Doyasıya.

Sonra bir rüzgar çıktı, yapraklarım saplarından kopacak beni terk edecekler sandım ama gelip geçiciymiş bu rüzgar. Esti geçti öylesine… Bir karınca dadandı yaprağıma. Ne istiyor benden? Gezdi gezdi gitti usulca. Derken akşam oldu. Yine o geldi beni suladı. Çok mutlu oldum. Mutluluktan uçabilirdim. Ama nasıl uçayım altı üstü bir çiçeğim ben…

İşte bir günümü böyle anlatıyorum sana. Her günüm birbirine benziyor aslında. Yine de yaşamayı ve pembe pembe süzülmeyi seviyorum.