Yıllarca süren bir hayal… İsteklerle mevcut imkanların bitmek bilmez kavgasını nasıl dindirebiliriz?

36 yaşındayım. 20’li yaşlarımdan beri kamp yaptım. Belki ondan da öncesindendir karavanlara vurgunluğum.

İlk önce kendi karavanımı yaptım. Adı Çelebi idi. Onunla da çok kamplara katıldım. Sonrasında şimdiki karavanım Piri’yi aldım. İlk sezonunda Bursa-İzmir (Kuzey Ege) hattında ve Kapadokya’da karavanımı kullandım.

Sonra Karavanımla bir de Bartın’a gittim. Mümkün olduğunca karavanımı dört mevsim kullanmaya çalışıyorum.

Benim karavan dünyasıyla ilgili öğrendiğim Bu dünyada hiçbir şeyin ve özellikle de ihtiyaçların, arzulananların hiç bitmediği gerçeğidir.

O yüzden karavancılığı hayallerden kurtarıp biran önce somutlaştırmak gerekir. Çünkü lüksün ve arzulananların sonu yoktur.

İşte ben de bu şekilde geziyorum. Pek çok sefer acaba Motokaravana geçsem mi? Nasıl geçsem gibi sorulara düşüyorum ama her seferinde var olan imkanımla devam ediyorum böyle.

Aslında hayat ta böyle isteklerle mevcut olanlar arasında bir denge kurabilme meselesi. Ben bu dengeyi kurabilmişim ki senelerdir geziyorum.

Eğer karavan almaya niyetlenen birisiyseniz ve her seferinde çeldirici düşüncelere maruz kalıp vazgeçiyorsanız bunu lütfen artık ertelemeyin. Ertelemenin sonu yok.

Karavancılık çok zevkli ama bu işte hemen bir şeylerden hevesinizi alıp karavanda şu da olsa bu da olsaya geliyorsunuz yine… Bence buna karşı önlem düşünmeli. Yoksa hayatınız pahalı şeyler için bedel ödemekle tükenir geçer… Zamanı boşa akıtmamak lazım, kaynaklar ise her zamanki gibi sınırlı.

Kitapçıma bir ziyaret…

Bugün daha çok yeni kitaplarımı aldığım kitapçıma bir ziyaret yaptım.

Livaneli’nin Mutluluk romanı yanısıra bir Agatha Christie romanı. Yine ünlu roman kahramanı Arsene Lüpen serisinden bir roman, Bir de dostoyevski aldım. Bunları da aralarda okuyacağım.

Böylelikle kitaplığımda okumadığım epey kitap oldu.

Uzun kış gecelerinde evime çekilip hafif bir müzik eşliginde kitaplarımı okumayı cok seviyorum.

Yine karavanımla geçirdiğim eşsiz zamanlarda da bol bol okumayı seviyorum.

Karavan ve kitaplar benim için birbirini tamamlayan hobiler.

Bu blogun okuyucularının da karavanda bol bol okumasını öneririm.

Ayrıca Kamp yerlerine kitaplık kurdurmayı amaçlayan bir de proje yürütüyoruz.

Umarım bu ülkenin insanları daha cok okurlar bir gün.

İşte böyle. Bir Cuma günü Bahçelievler Kitapçısını ziyaret böyle geçti…

Konstantiniyye Oteli – Livaneli

Bir Livaneli eseri daha burada bitiyor. Çok sayıda karakter ve öyküyle bezeli eser heyecan verici. Okumadıysanız mutlaka okumalısınız. 

Kitaplar varken kim aptal televizyonları seyredip ömrünü boşa geçirmek için karavanda uydu sistemlerine binlerce euro akıtır anlamıyorum. Benim favorim her zaman edebiyat. Hem evde hem de seyehatte. Kalın saglıcakla…

Bir Cumartesi… Özgür karavancının kapı önünde kahve keyfi…

Bir cumartesi günü. Karavanımla bu haftasonu da bir yere gitmedim. Amacım sınırlı olan kaynaklarımı biriktirip daha uzun gezilerde daha rahat olmak. Malesef en önemli giderimiz yakıt ve yakıt ülkemizde çok pahalı. İster istemez kış gezintilerinden biraz fedakarlık ediyoruz.

Aslında bu fedakarlığı ederken de kapının önünde duran karavanımızda kahve içerek biraz olsun yüreğimizin yangınını söndürmeye çalışıyoruz. Çünkü konu karavan olunca gönül her daim gitmek ister. Nereye olursa.. Uzaklara daha uzaklara…

Bence karavancılık hayatında en önemli değer özgürlük. Ama malesef tam zamanlı özgürlerden değiliz. Bizim çalışıp para kazanmamız gerekiyor. Bu nedenle her daim istediğimiz uzaklara tekerlek çeviremiyoruz bazen planlar yapıp hayalleri erteliyoruz ki tatil olduğumuz günlerde daha özgür gezelim.

Bir de bireyin özgürlüğünü iğdiş etmeye çalışan gruplar var. Malesef bazı insanlar yanında insan değil koyun arıyorlar. Onların dediği yere gideceksin veya gitmeyeceksin. Onların politikası (Varsa) buna göre hareket edeceksin. Sanki senin aklın ve kişiliğin yok. Ben gelemiyorum böyle sıkıntıya. Hemen ben özgürüm diye bayrağımı çekiveriyorum. Bunun sonucu ise yalnızlık… Ama olsun ben böyle iyiyim…

Türkiye Kamp ve Karavan Derneği’ne üye oldum. Üye olurken bunun gereğini yüreğimde hissederek yüreğimle oldum. Bundan sonra yalnız gezilerimde aynı zamanda derneğimi de temsil ediyorum. Bu hoşuma gidiyor. Yine de yalnız ve özgür bir karavancıyım ben…

Herkese bir sonbahar akşamından selamlar. Hayat Özgür Karavancılara güzel…

Livaneli- Elia ile yolculuk…

Livaneli’nin bir kitabı daha bitti.

Yazarın bu kitabı Romandan çok Anı şeklinde hazırlanmış. Elia ile çıkacağınız bir yolculukta okuduklarınız sizi heyecanlandıracak.

Kitap konusunda daha çok oradan oraya sürükleniyorum. Ancak Livaneli’nin eserleri benim gönlümü çaldı. Arka arkaya kendisinin birkaç kitabını okumuş oldum.

Hadi bakalım, Okumaya devam…

Medeni Durum Ayrımcılığı Yapan Kamp

Evet arkadaşlar,

Malesef ülkemizde yeteri kadar kaliteli hizmet alabileceğimiz kamp yok iken bir de Aile veya Bekar diye ayrımcılık yapan kamplar var. Neyse ki sayıları epey az.

İşte bugün size bu kamplardan birisi ile ilgili yaptığım Bimer başvurusundan bahsedeceğim.

Bimer’e yaptığım başvuru metni:

Merhaba,
Kampçı ve karavancıyım.
7.06.2017 tarihinde hizmet almak için başvurduğum Foça Acar kamp‘a yanımda bayan olmadığı için alınmadim ve geri çevrildim.
Konuyu hem cinsel ayrımcılık olarak goruyor hem de yalnız yaşama medeni hakkıma saygi gösterilmedigini duşünuyorum.
Otellerin insanlari bekar olduğu için geri çevirmesi nasıl abes ise bence bir kamp yerinin de bunu yapabilmesi abes ve haksizlık.
Teşekkürler.

 

Bimer’den aldığım cevap:

İlgili şikayet yazısı gereğince; Turizm Danışma Şube Müdürü tarafından, olayın yaşandığı Acar Kamping ziyaret edilmiştir.İşletme yetkilisi Necati ACAR ile konu hakkında görüşülmüş olup şikayet sahibinin neden kampa alınmadığı hakkında bilgi istenmiştir. İşletme sahibi yaşanan olaydan haberdar olduğunu belirtmiş ve genel olarak işletmeye sadece ailelerin alındığını söylemiştir. Gerekçe olarak; daha önce bu şekilde tek gelen kişileri aldıklarını ancak alkol aldıktan sonra etrafı rahatsız edici davranışlarda bulunduklarını hatta bazı taciz olaylarının dahi yaşandığını söylemiştir. aile olarak gelen müşterilerin memnuniyetini sağlamak amacıyla böyle bir uygulama yaptıklarını beyan etmiştir.
Söz konusu durum tarafımızca değerlendirilmiş ve adı geçen işletmenin bu gibi durumlarda gelen her müşteriyi almasının uygun olacağı sonucuna varılmış olduğunu ve tekerrürü halinde cezai işlem uygulanacağını belirten bir yazı yazılarak işletmeye gereken uyarı yapılmıştır.
Bilgilerinize arz ederim.

Arkadaşlar beni tanıyan tanır, Her sene gezen hatta kışın da karavancılık yapan birisiyim. En büyük keyfim karavanımda hafif müzik dinleyip kitap okumaktır. Bu işletmecinin söylediği fiillere elbette ki alakam olmaz. Hatta doğru düzgün içki bile içmem.

Bizler karavanla çok uzun kilometreler yapan ve bunun sonucunda gittiğimiz yerlerde elektrik, su, atıksu gideri gibi hizmetler arayan karavancılarız.

O gün beni almadıklarında ben de gidip Foça’da belediye otoparkında konakladım. Ancak yaptıklarının haksızlık olduğunu kendilerine söylemiş ve şikayet edeceğimi de bildirmiştim. Bunun sonucunda Hem Acar Kampa ruhsat veren Belediye’ye hem de BİMER yoluyla Turizm Bakanlığına şikayet ettim ve haklı bulundum.

Türkiye’de aynı hoyratça davranışı gören arkadaşlar. İlgili kamp yerini lütfen şikayet etsinler. Bu bütün kampçıların ve karavancıların huzuru için yapılması gereken bir şey.

Sonuçta medeni durum ayrımcılığı yapmaya, kapıda insanlara Evli-Bekar diye ayrım yapmaya hakkı olmayan kamp uyarıldı.

Bunu da buradan okuyan sevgili dostlar bilsinler ki Kamp işletenlerin böyle bir hakkı yok.

Hepinize keyifli Geziler ve Kamplar…

Gezmek yürek ister… Karavanla olursa hele bir de Türkiye’de iki kere yürek ister…

Profesör Orhan Kural der ki: ”Gezmek yürek ister, fedakarlık ister! Gezgin barışçıdır, doğayı sever, insanı sever, yaratıcıdır, biraz yalnızdır, biraz tutkulu ve biraz da çılgındır. Bir gezide her şey çok güzel, saat gibi düzenli olursa, gezi sonrası anıları da o denli sönük olur. Neyi hatırlayacak, neyi anlatacaksınız ki? Onun için, gezgin biraz çılgın, biraz da maceraperest olmalıdır.”

Eğer gezgin sadece gezgin değil üstüne üstlük karavancıysa o zaman gezmek daha da fazla yürek ister, fedakarlık ister… Hele ki Türkiye’de…

voskaravan

Kamping bulamadığın, hizmet bulamadığın bu ülkede karavancı olmak gerçekten iki kat yürek ister.

Yolda her şey olabilir lastik patlar arıza olur. Sanayiye girersen karavan diye daha çok para alırlar. (Daha doğrusu soyarlar) Kamping bulamazsın. Bekar diye kampinge almazlar. Yolların durumu zaten belli. Kentlerde her yere park edilmiştir, dönemezsin. Yanlış bir yere girsen sıkışıp kalma riski vardır.

Rampalı yollarda arkandakiler sabırsızlaşır. Bir sürü taciz ederler. Yanlış sollama yaparlar. Bi de bunlarla uğraşırsın.

Bunlar malesef karavancının dertleri. Bunların arasında en önemlisi hizmet bulamamak, Atık suyunu boşaltamamak, elektrik bulamamak ve bir sürü başka sorun. Avrupa’daki gibi her kentte kamping yok ki… Olanların da çoğunluğunun standarttan hizmetten vs anladığı yok.

Yine de bütün bu sorunlara göğüs gerip bu işi sürdürmeye çalışan bir avuç insan var. Bizler, özellikle yurtiçi destinasyonları tercih eden karavancılar çok daha fazla fedakarlık yapıyoruz. (Cünkü yurdışında hizmet var, kamplar daha iyi ve yollar sorunsuz. Medeniyet var.) Ama yine de tüm bunlara rağmen bu hobiyi sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz de.

Umarım hükümet karavancıları horgörmekten veya yoksaymaktan vazgeçer bir gün. Bizim için de yatırımlar yapılmasının önünü açar. Ülkemizin değişik köşelerinde yeşil yeşil kamplar kurulur gecekondular ve beton binalar yerine. umarım.

 

Karavancılar Türkiye’den hizmet bekliyor…

Bizler Karavancıyız… Hoşlandığımız ve yaptığımız bu hobinin temeli kültürdür. Özellikle Avrupa’da her üç kişiden birinde hayatının bir döneminde karavan vardır ve karavancılığı denerler. Üreticiler ve karavan sahip olma seçenekleri daha fazla olduğu gibi Avrupa’da Avrupalı karavancıların gidip hizmet alabileceği tesisler neredeyse her beldede var.

Bizdeki durumsa karşılaştırıldığında içler acısı… Sadece birkaç belediyede karavan parkı var. Bizler gittiğimiz yerlerde su, 220v elektrik gibi imkanlara sahip olmadan ve kamp yerinin kendi evimiz gibi rahatlığını bulamadan konaklamak zorunda kalıyoruz. Üstüne üstlük Benzin istasyonu gibi yerlerde bazen hor da görülüyoruz.

Bizler de Belediyelerimizden Karavan park alanları tesis etmelerini rica ediyoruz. Bizler gittiği yerin esnafına hareket götüren türden konaklamacılarız. Bizim olduğumuz beldede çarşı pazar canlanır. Esnaf yeni müşteriye kavuşur. Ayrıca karavancılar cafe restoran gibi yerlere de gelir bırakan müşterilerdir.

Malesef güzel kıyılarımızı koca koca beton otellerle çevrelediniz. Bunlara geliri en düşük ve otelden hiç çıkmayan müşterileri uçağa doldurup getirip Türkiye’nin turizmini geliştiremezsiniz.

İnsanlar hayatları boyunca bir yer alıp çevresini çevirip beton bir yapı kondurmak için çalışıyorlar. Sonrasında senede birkaç ay bile kullanılmayan binlerce yapıyla her yer kirleniyor yozlaşıyor ve aynılaşıyor. Bir yerin coğrafi özelliklerini o yere ait aurayı yok ediyorsunuz. Bunu en son Karadeniz yaylalarında yaptınız. Bu kadar kaçak yapı yerine bu insanlar karavan alsaydı o yaylalara da yemyeşil kamp alanları yapsaydınız da insanlar her istediklerinde ülkenin başka yerlerindeki yeşil kamplara gidebilseydi daha iyi olmaz mıydı?

Bizler bu ülkenin karavancıları olarak burdayız ve farkedilmek ve her ilde kalınabilir karavan parkları yapılmasını istiyoruz. Bunların Konya, Bursa, Samsun ve Bartın’da örnekleri var. Bu örnekleri inceleyebilir ve karavan parkının nasıl olacağını gözlemleyebilirsiniz.

Hiçbir şey yapamasanız dinlenme tesisi ruhsatı verirken karavan konaklama cebi yapma zorunluluğu getirebilirsiniz. Bu şu anki sıkıntıyı biraz olsun rahatlatır. Çünkü bir anda binlerce konaklama noktası oluşturmuş olursunuz.

Bizler karavancıyız, Doğayı ve insanı severiz. Ülkemizin kurumları tarafından farkımıza varılmasını bekliyoruz.